Kahvaltı (daha birincisi)

Blogun adı da bas bas kahvaltı diye bağırırken benim de bir kahvaltısever olduğum anlaşılmıştır. Sabah insanıyım aslında, tavuklarla bir uyanma saatlerim.

Neden bilmiyorum uyumaktan zevk almaz oldum ne zamandır. Akşam oldu mu hafiften bir ağırlık çöküyor içime, gece yattığımdaysa sabırsızlıktan uyuyamıyorum kimi zaman. “Haydi, sabah gelsin artık, sabah olsun yüzümü yıkayıp ferah ferah ürpereyim, güneş doğsun ben yine mutfağa gireyim, çay, ekmek koksun ev!” Bazen güneş doğmadan açılıyor gözlerim, tam anlamıyla düşlerim kırılıyor. Haydi bekle bekleyebilirsen dünyanın yüzünü binbir nazla güneşe dönmesini!

Neyse, ne büyük mutluluk ki güneş doğuyor eninde sonunda. Kahvaltımın başına geçiyorum, görüntülere, kokulara doymak istiyorum önce. Çayımın buharını seyrederken bir yandan sabah güneşinin kendine has rengine, parlaklığına, umuduna dalıp gidiyorum. Ne varsa o gün soframda kokusuna, endamına, tadına hayran, adeta kendi evrenimdeyim. Küçülttükçe küçültüyorum lokmaları, dokularını dilimde ilmek ilmek belliyorum sanki, kahvaltım bitmesin, güneşin, günün tazesi rengini yitirmesin…

Sıkıldınız değil mi? “Ee haydi tarif nerede?”

Peki peki.

Sıcak kahvaltı yaz ortasında bile sabah serinliğinde ayrı bir haz veriyor bana. “hearty” diye tabir edilen, samimi, candan tatları seviyorum sabahları. Samimiyet evi, evse sevdiklerimi çağrıştırıyor. Annemi düşündüğümde hiç elinden düşürmediği kırmızı elmalar, elinde gezdirdiği elma çekirdekleri geliyor aklıma. Tahılsa ayrı bir ev, aile, doğa imgesi yaratmıyor mu insanın düşüncelerinde? Şeker yani tatlıysa başlı başına bir sevgi, birliktelik, mutlu günlerin imgesi. Sonunda da sütün getirdiği bütün aile, çocukluk, kahvaltı resimleri…

Elma, badem, üzüm, dut, kayısı...

Elma, badem, üzüm, dut, kayısı...

İçten kahvaltı muhallebisi (su gibi memnun)

50g meyveli müsli (Etiform, Doğadan ya da şeker kaplı olmayan gerçek kuru meyveli bir karışım tavsiye ederim) ya da istediğiniz ölçekte kuru elma/meyve ve yulaf karışımı

150 ml süt

100 ml su

1 çay k. nişasta

2 yk (ya da tercihinize bağlı miktarda) şeker

Müsli, süt ve şekeri ufak bir tencereye alıp kısık ateşte kaynamaya bırakın ve sık sık karıştırın. Müslideki tahıllar yavaş yavaş şişmeye başlayacaktır. Suyla nişastayı karıştırın, tenceredeki karışım şişip yoğunlaştığında suyu ekleyin. Nişasta tekrar kıvam alana kadar kısık ateşte karıştırarak kaynatmaya devam edin. Bir kaseye alın, sıcak veya ılık olarak isteğe bağlı olarak tarçın veya başka bir baharatla bir güzel kaşıklayın!

kaşık en ufağından

kaşık en ufağından

Bu tarif her biçimde değiştirilmeye elverişli esnek bir tarif. Meyve, baharat, tahıl çeşitleriyle oynayabilir, içine vanilya, kahve vs. ekleyebilir, şeker yerine bal, pekmez kullanabilirsiniz. Benim en sevdiğim kuru meyveler elma, üzüm, kayısı, incir ve dut. Özellikle dut inanılmaz tatlı oluyor. Mutlu kahvaltılar herkese!

kahvaltı kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , . Leave a Comment »

Boğazıma Dizilenler

Güneş bugün de doğdu, tattıklarım yine sevinç verdi bana. Vücudumun, midemin, dilimin, damağımın sevinçle kucaklayışını duydum her lokmayı her taneyi her lezzet zerresini… Mutluyum dahası memnunum. Memnuniyet; tembelliğe, konformizme kaçmadan elindekinden haz duymak, onun kıymetini bilmek, gösterişsizce, insanca, tabii biçimde.

Yine de her gün midemdeki gerilimler, boğazımdaki düğümler bitmiyor, çözülmüyor. Dünyada bir şeyler ters giderken sırf mutluluğu, memnuniyeti arayıp paylaşamayız. En çok dertler paylaşılmalı Kİ bitsin o dertler, çözülsün. Susup arkamızı yine yine yine dönüyoruz. Ufacık kıvılcımlar çakarsa gözlerimizde o da şimdilik yetecek bana.

Ciddi yazılar okumaya takat bırakmıyor pek modern, küresel ama aslında keşmekeşten ibaret yaşamlarımız. Elimden geldiğince okuduğum kimi yazıları aktarmaya çalışacağım ara sıra, tam metnin bağlantısını da ekleyeceğim. Başlayalım bakalım…

-Çocuğunun midesi mi kazınıyor? Benim araba açlıktan ölmek üzere!

-Çocuğunun midesi mi kazınıyor? Benim jip açlıktan ölmek üzere!

GIDA BİTTİ KRİZ VERELİM

Elif Bozkurt-Ekoloji Kolektifi

Yaşanan gıda krizinin “dünya krizi” olarak adlandırılmasıyla dünyanın topluca bu krizden etkilendiği görüntüsü yaratılıyor; fakat bu krizin iki tarafı var. Sormamız gerekenler:

-krize neden olan kim?

-aç kalan kim?

Bu soruların cevabı krizin asıl madurlarını ve gerçek çözümleri ortaya koyuyor.

Kapitalizmin son aldığı biçim olan “küreselleşme” dünyada en sonunda herkesin karlı çıkacağı bir dönüşüm olarak nitelendiriliyordu; fakat küreselleşmenin getirdiği dengesizliği saklamak artık mümkün değil. Dünyanın bir kısmı obeziteyle savaşırken bir kısmı açlıktan ölüyor, kimilerimiz gıdalardan nasıl yakıt elde edeceğini hesaplarken kimileri yiyemediği lokmaların peşinde, gıda fiyatları giderek yükseliyor. Buna karşın artık ortaya direnç çıkıyor, Mısır, Haiti, Somali gibi ülkelerde halk sokağa dökülüyor. Gıda ve Tarım Örgütü’nün sorunu çözen değil büyüten bir örgüte dönüştüğü ve feshedilmesi gerektiği tartışılıyor. Bu büyük örgütlerdeki yetkililer de sorunu alttan alta kabul edip “we drive you starve” (biz arabamızı siz de açlığınızın sefasını sürün) diyorlar.

Gıda fiyatlarının artışına petrol fiyatlarının artmasıyla gıda üretim maliyetinin artması, küresel ısınmanın ve kuraklığın etkileri gibi gerçek sorunu örten olaylar neden gösteriliyor. Kapitalizmin yarattığı bu soruna adeta körce kapitalist çözümler öneriliyor. Açlığın temelindeyse elle tutulur olarak IMF ve Dünya Bankası’nın gelişmekte olan ülkelerin rekabet yeteneğini yok etmesi, büyük şirketlerin gıda arzını kontrol altına alarak fiyatları kontrol etmesi yatıyor. Asıl sorunsa “küresel ısınma”nın gerçek sorun gibi gösterilerek sorunların üzerinin örtülmesi. Bunun yanında küresel ısınmaya çözüm olduğu öne sürülen; fakat dünyayı kaosa sürükleyen asıl sorun olan TÜKETİM KÜLTÜRÜnü devam ettirecek “çözümler” sunuluyor. Biyoyakıt bunun en güzel örneği.

Fakat sonuçta devletler tüketim kültürünü körce desteklemeye devam ederken açlar sokağa dökülmeye başladılar. Kısaca söyledikleri: Gıda bitti, kriz verelim diyorsunuz; ama yemezler…Üstü kalsın..

Demiştim… Bugün güzel bir gündü

Başlıktan anlaşılabileceği gibi dün verdiğim sözü bugün hevesle tutup keki yeniden yaptım. Sonuç?

kakaolu çikolatalı kek

 

Bu kek mutfağı epey sık ziyaret edecek!

Aslında çok değişik bir kek oldu; çünkü pişerken de yerken de buram buram kekimsi kokular yaymıyor; ama gel gör ki tadı ve bence özellikle de dokusu bir harika. Dokusu “fudgy” diye adlandırılan daha hamurumsu, dişe yapışan türden. Kekinizi ille de ufalanan türden seviyorsanız bu kek size göre değil yani. Açıkçası ben her çeşidini seviyorum! Ayrıca kekin dış ve kenar kısımları da ekmek kabuğu ya da bildiğiniz gözenekli kek dokusu gibi olmadı. Bunun sebebi benim şekeri ve yağı çok az tutmuş olmam. Şekerin kristallenen yapısı ve yağın oluşturduğu gözenekler keke bildik görünümünü veriyor. Burada verdiğim tarifte kendi ölçülerimi yazacağım.

Okuduğum ve deneyimlediğim kadarıyla başarılı kekin sırrı kabartıcı malzemeyi ve kekin su dengesini iyi ayarlamaktan geçiyor. Kabartıcı unsur en temelde çoğunlukla yumurta oluyor. Tuzlu ya da vegan keklerdeyse tek başına kabartma tozu ve karbonata güveniyoruz ya da ben öyle yapıyorum diyeyim. Yumurtanın kabartıcı özelliğini kaybetmemesi için çok çırpılmaması gerekir. Aslında beyazıyla sarısı birbirine karışacak kadar çırpmak, hatta çırpmak bile değil karıştırmak yeterli.

Tarifi İş Bankası’nın yayımladığı “Dünyanın En Güzel Tatlıları” kitabından aldım. Aslında gerçekten de ödediğiniz fiyatı hak ediyor. Yalnız bilmem okuyan olur mu, ama pek çok tarifte malzemeler eksik yazılmış, bazı malzemeler hatalı çevrilmiş, bazılarıysa tutarsız çevrilmiş. Yine de çevirmen epey araştırma yapıp özenli bir çeviri yapmış, ellerine sağlık. Sadece ikinci baskıda gözden geçirilmeye ihtiyacı var. Çeviri yemek kitaplarının ne kadar riskli olduğu düşünülürse çok başarılı bir kitap. O da ne dediğim yabancı malzemeler yok, sadece bazı malzemeler biraz pahalı. Bir de Türkiye’de olmadığını düşündüğüm sadece passion fruit vardı, ama onun da alternatifi verilmiş. Bir de bazı vegan malzemelere gönderme var, onlar açıklanırsa iyi olur. Kitapta 365 adım adım fotoğraflı tarif olduğu düşünülürse bu kadar kusur devede kulak gibi geliyor bana.

balkon sefası yapan kekler

balkon sefası yapan kekler

Bu keki yerken boğazıma biraz takılmasına tek sebep kekteki kakaonun ve m&m’lerin nereden geldiğini kendime sorup durmam oldu. Kek lezzetliydi, hafifti, o güzelim dişlerime yapışan çocuklar gibi bulaştıra bulaştıra yediğim hamurunda erimiş minik drajeler her şeyi daha da zevkli hale getiriyordu… Fakat bilmiyorum işte, ŞOK marka bu kakao mutfağıma nerelerden geldi, hangi minik eller topladı o çekirdekleri? Amerika’da bir m&m fabrikasına gitmeden hangi işçinin üç günlük emeği bir gram tuz parasına gemilere yüklendi?..

Yemeğin gözümüze, damağımıza dokunma duyumuza verdiği zevk kadar etiğini de oturup konuşmalıyız. Kızıyorum kendime yazdığım bu blogdan ötürü. Bir tüketim çılgınlığını mı destekliyorum?.. Keşke bu kadarla kalsa… Neyse önümüzde günler çok, daha kafanız çok şişecek. Olsun biraz boğazımda kalsın lokmalar da…

yerken dişlerinizi iyice gömün!

yerken dişlerinizi iyice gömün!

Kakaolu ve Çikolatalı Dişe Yapışıp Çocuk Neşesi Veren Kek

 

20g kakao

2 yumurta

115g un

75g tereyağ (25g kullandım)

80g yoğurt

180g şeker (ben 90g koydum)

40g m&m veya benzeri çikolatalı draje (çok şekerli kalitesiz olanları kullanmayın)

Ufak kare borcamda 9 küçük kare dilim.

Fırını 180 derece ısıtın. Ufak kare borcama ya da ufak başka bir kalıba yağlı kağıt serin.

Kakao üzerine 80ml sıcak su döküp karıştırın. Bir kapta yumurta ve şekeri krema haline gelene kadar çırpın. Üzerine kakaolu sıvıyı ekleyip iyice karıştırın. Yumurtaları birar birer yedirin, çırpmayın. Unu ekleyip yedirin. Yoğurdu da içine karıştırıp en son istediğiniz büyüklükte böldüğünüz drajeleri ekleyin. Fırının orta rafına verip 35 dakika, batırdığınız bıçak ya da kürdan temiz çıkana ve üzerine vurduğunuzda tahtamsı bir ses gelene kadar pişirin. Afiyet olsun!

kek kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , , . Leave a Comment »

Bak şimdi! Neye niyet neye kısmet… Neyse yarın yeni bir gün!

Kendimi iyi hissediyorum hem de yaptığım bütün saçmalıklara rağmen. Hazır yeni başlamışken yazım tarzım konusunda şimdiden özür diliyorum. Nitekim cümleleri tersten kurmak gibi bir huyum ya da belki beceriksizliğim var. Yoksa buna ifade bozukluğu mu denir? Hah buldum! Bu düpedüz düşünmeden konuşmak oluyor :O)

 

Aslında bu girişte sizi çok güzel kakaolu bir kek fotoğrafı karşılayacaktı. Ne oldu peki? İçimdeki yaratıcı/girişken/delişmen/hercai/söz dinlemez (ruh halinizi, beni ne kadar olumlu değerlendirdiğinizi düşünüp seçin artık bir sıfat) ses kullanmak için sabırsızlandığı mereng tozunu bu kekte kullanmaya karar verdi. Sonuç mu? Şimdi aslında şöyle bir şey olmalıydı:

 

(http://coconutlime.blogspot.com/2008/04/chocolate-coffee-coffee-cake.html)

 

Onun yerine ben ne elde ettim?

 

(http://farm1.static.flickr.com/67/203285517_dbcc06dd03.jpg?v=0)

 

Bunu da artık tecrübeler rafına kaldırıyorum. Aslında rafa kaldırmayıp gözümün önüne koymak daha iyi fikir. Yarın bir daha deneyeceğim. Bak işte – daha ilk günden su koyverdi benim blog… Neyse günler torbaya dolmadı, yarın yeni bir gün yeni bir kahvaltı!

 

Mutfak ilkelerim #1: zehirleyici ya da sağlığa zararlı bir hale gelmedikçe mutfağımda hiçbir gıda maddesi çöpe atılamaz. Tadı kötü olan denemeler “Bu da bana ceza/ders/tecrübe olsun!” diyerek inadına tüketilir.i iyi

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . Leave a Comment »

Günaydın (sakince)

Çok haklıymışsın Cenk. İnsan bir noktadan sonra içinde tutamıyor bütün bu duygu-algı selini… …istiyorum ki sabah kahvaltısının taşkın sevincini onlar da bilsin, maydonoz, fasulye, süt, patates bana bahşettikleri neşeye onları da ortak etsin. Birlikte abartalım mı? Nefes alalım mı?

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , . Leave a Comment »