Boğazıma Dizilenler

Güneş bugün de doğdu, tattıklarım yine sevinç verdi bana. Vücudumun, midemin, dilimin, damağımın sevinçle kucaklayışını duydum her lokmayı her taneyi her lezzet zerresini… Mutluyum dahası memnunum. Memnuniyet; tembelliğe, konformizme kaçmadan elindekinden haz duymak, onun kıymetini bilmek, gösterişsizce, insanca, tabii biçimde.

Yine de her gün midemdeki gerilimler, boğazımdaki düğümler bitmiyor, çözülmüyor. Dünyada bir şeyler ters giderken sırf mutluluğu, memnuniyeti arayıp paylaşamayız. En çok dertler paylaşılmalı Kİ bitsin o dertler, çözülsün. Susup arkamızı yine yine yine dönüyoruz. Ufacık kıvılcımlar çakarsa gözlerimizde o da şimdilik yetecek bana.

Ciddi yazılar okumaya takat bırakmıyor pek modern, küresel ama aslında keşmekeşten ibaret yaşamlarımız. Elimden geldiğince okuduğum kimi yazıları aktarmaya çalışacağım ara sıra, tam metnin bağlantısını da ekleyeceğim. Başlayalım bakalım…

-Çocuğunun midesi mi kazınıyor? Benim araba açlıktan ölmek üzere!

-Çocuğunun midesi mi kazınıyor? Benim jip açlıktan ölmek üzere!

GIDA BİTTİ KRİZ VERELİM

Elif Bozkurt-Ekoloji Kolektifi

Yaşanan gıda krizinin “dünya krizi” olarak adlandırılmasıyla dünyanın topluca bu krizden etkilendiği görüntüsü yaratılıyor; fakat bu krizin iki tarafı var. Sormamız gerekenler:

-krize neden olan kim?

-aç kalan kim?

Bu soruların cevabı krizin asıl madurlarını ve gerçek çözümleri ortaya koyuyor.

Kapitalizmin son aldığı biçim olan “küreselleşme” dünyada en sonunda herkesin karlı çıkacağı bir dönüşüm olarak nitelendiriliyordu; fakat küreselleşmenin getirdiği dengesizliği saklamak artık mümkün değil. Dünyanın bir kısmı obeziteyle savaşırken bir kısmı açlıktan ölüyor, kimilerimiz gıdalardan nasıl yakıt elde edeceğini hesaplarken kimileri yiyemediği lokmaların peşinde, gıda fiyatları giderek yükseliyor. Buna karşın artık ortaya direnç çıkıyor, Mısır, Haiti, Somali gibi ülkelerde halk sokağa dökülüyor. Gıda ve Tarım Örgütü’nün sorunu çözen değil büyüten bir örgüte dönüştüğü ve feshedilmesi gerektiği tartışılıyor. Bu büyük örgütlerdeki yetkililer de sorunu alttan alta kabul edip “we drive you starve” (biz arabamızı siz de açlığınızın sefasını sürün) diyorlar.

Gıda fiyatlarının artışına petrol fiyatlarının artmasıyla gıda üretim maliyetinin artması, küresel ısınmanın ve kuraklığın etkileri gibi gerçek sorunu örten olaylar neden gösteriliyor. Kapitalizmin yarattığı bu soruna adeta körce kapitalist çözümler öneriliyor. Açlığın temelindeyse elle tutulur olarak IMF ve Dünya Bankası’nın gelişmekte olan ülkelerin rekabet yeteneğini yok etmesi, büyük şirketlerin gıda arzını kontrol altına alarak fiyatları kontrol etmesi yatıyor. Asıl sorunsa “küresel ısınma”nın gerçek sorun gibi gösterilerek sorunların üzerinin örtülmesi. Bunun yanında küresel ısınmaya çözüm olduğu öne sürülen; fakat dünyayı kaosa sürükleyen asıl sorun olan TÜKETİM KÜLTÜRÜnü devam ettirecek “çözümler” sunuluyor. Biyoyakıt bunun en güzel örneği.

Fakat sonuçta devletler tüketim kültürünü körce desteklemeye devam ederken açlar sokağa dökülmeye başladılar. Kısaca söyledikleri: Gıda bitti, kriz verelim diyorsunuz; ama yemezler…Üstü kalsın..

Reklamlar